Akşehir Tarihi ve Coğrafyası
İlçe yüzölçümü 1442 km²’dir. Denizden
yüksekliği 1050 m’dir. 31° 24' 45" doğu boylamı 38° 02' 00" kuzey
enlemleri arasındadır.
Güneybatı kesiminde yer alan Konya iline bağlı
Akşehir ilçesi, Konya-Afyon karayolu üzerinde olup Konya iline 135 km. Afyon
iline 90 km. mesafededir.
Tarih boyunca hep önemli bir yerleşim, ticaret,
kültür merkezi olan Akşehir'e ait ilk arkeolojik bulgular Neolitik Dönem'e
kadar uzanıyor.
Etiler
zamanında Akşehir'in adı THYMBRİON'dur. Zamanla Frigya
egemenliğine daha sonra Anadolu'da egemenlik kuran Lidyalılar'ın
yönetiminde kalan Akşehir'in önemi daha da artmıştır. "Krallar Yolu"
Akşehir'den geçmektedir. Akşehir, İ.Ö. III. yüzyılda, PHİLOMELİUM "Bal
Sevenler" adıyla anılmaya başlanmıştır. Pers ve Hellenistik
dönemlerden sonra kent, Roma daha sonra da Bizans egemenliğine
geçer.
Araplar
Akşehir'i, beyaz çiçek açmış elma ve erik ağaçlarının görüntüsünden dolayı
"Belde-i Beyza" (Beyaz Şehir) olarak anmışlardır.
Ancak sonra Anadolu'ya yayılan Türkler,
Kutalmışoğlu Süleyman Şah komutasında kenti almışlardır. Haçlı Seferleri,
Selçuklu taht kavgaları, Moğol istilası sıralarında sürekli savaşlar yaşayan
Akşehir (Akşar) büyük yıkımlar yaşamak zorunda kalmıştır.
1381 yılında Padişah Murat Hüdavendigâr'a
satılarak Osmanlı egemenliğine girerse de Y. Beyazit'in Timur'a yenilmesi
ile Moğollar'ın, Fetret döneminden sonra Karamanoğulları'nın eline
geçer. Nihayet Fatih Sultan Mehmet 1467 yılında Akşehir'i fethederek Osmanlı
topraklarına katar.
19. YY. sonlarında Akşehir’de Kaymakanlık yapan
Bereketzade İsmail Hakkı’nın Hatıralarında verdiği bilgilere göre; Akşehir’in
çevre kasabalarıyla birlikte (Cihanbeyli, Doğanhisar vb.) 50.000' den fazla
nüfusu vardır.
Türkler, Yörükler, Kürtler, Ermeniler, Rumlar vd.
diğer milliyetlerden insanların birarada yaşadığı sosyal ve ekonomik bakımdan
canlı, bir merkezî yerleşme birimidir.
Sevr Antlaşması ile, Akşehir İtalyanlar
tarafından işgal edilir. İtalyanlar Hıristiyan Mahallelerindeki evlere
yerleşirler. Ancak işgal günleri uzun sürmez. Çınaraltı Mescidi avlusundaki
çınarın üstünde yuvalanan leyleğe ateş eden İtalyanların silah seslerini duyan
halk sokağa fırlar. Bunu bir ayaklanma sanan işgal kuvvetleri toparlandıkları
gibi şehri terk ederler.
Ancak Anadolu'nun topyekün kurtuluşu bu kadar
kolay olmayacaktır. Mustafa Kemal kumandasındaki ordu, Kurtuluş Savaşını, halkla
birlikte büyük sıkıntılar içinde sürdürecektir. Sakarya Meydan Muhabereresi'nden
sonra 18 Kasım 1921 tarihinden itibaren Garp (Batı) cephesi karargahı
Akşehir'e nakledilir.
Kumandan İsmet (İnönü) Paşa TBMM'den ve
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'dan aldığı emirlerle "Büyük Taarruz" un
hazırlıklarını 9 ay boyunca (24 Ağustos 1922'ye kadar) Akşehir'de yapar.
.Akşehir ve köylerine birlikler yerleştirilir.
Garp Cephesi Komutanı Mirlavi İsmet Bey bu sürede
sürekli Akşehir'de kalır Mustafa Kemal Paşa da hazırlıkları kontrol etmek için
defalarca karargaha gelir.1922 yılının 28 Temmuz günü bir futbol turnuvası
bahane edilerek bütün ordu komutanları Akşehir'de buluşur ve son hazırlıkları
gözden geçirilir. Nihayet Ağustos sonunda taarruza karar verilir. 24 Ağustos
1922 günü sabahı ordu harekete hazırdır. Namaz kılınır, Nasreddin Hoca'nın
türbesi ziyaret edilir.Mustafa Kemal'in askerleri Akşehir'lilerin alkış ve
dualarıyla Akşehir'den Afyon'a doğru cepheye uğurlanır.
O umut yüklü mücadele günlerinin anısına Garp
cephesi Karargah binası bugün aynı isimle müze olarak hizmet vermektedir.
Ünlü yazarımız, hemşerimiz merhum Tarık Buğra,
Küçük Ağa romanında işte o günlerin Akşehir'ini anlatmıştır. 24 Ağustos
her yıl Akşehir Onur Günü olarak coşkuyla kutlanır.
Nasreddin Hocanın Ya Tutarsa! deyip maya çaldığı
Akşehir
Gölü Türkiye'nin 5. büyük gölüdür. Alanı 353 km2 'dir.
Coğrafi Koordinatları: 38 32' Kuzey Paraleli 31 28' Doğu Meridyeni
Akşehir Gölü son yıllarda civar köylerdeki kimi
işletmelerin gerek tarımsal sulama amaçlı kuyu açmaları ve gerekse gölü besleyen
derelerin kurumalarından ötürü kuruma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu yüzden
gölün alanı ciddi şekilde azalmıştır.
Sultandağlarının az meyilli eteklerinde ve
ilçenin adını taşıyan ovasında gerek coğrafi konum gerekse iklimin elverişli
olması tarımın bütün çeşitlerinin yapılmasına imkan tanımaktadır.
Üzüm, elma, armut, vişne, kiraz, kayısı, çilek,
ayva, muşmula, başlıca yetiştirilen meyvelerdendir. Pancar, fasulye, buğday,
arpa, haşhaş, çavdar, mercimek ve kimyon başlıca tarla ürünleridir. Domates,
salatalık, biber, fasulye, bamya, patates, soğan, pırasa, ıspanak başlıca
yetiştirilen sebzelerdir.
İlçemizde hayvancılıkta gelişmiştir. Merkez ve
merkeze bağlı köylerde bol miktarda büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar
beslenmektedir. Son yıllarda çevre köylerde kümes tavukçuluğu yapılmaktadır.
Uzun yıllardan beri yapılan ve teknik
araştırmalarda ilçe sınırları içerisinde Savaş, Engilli, Tekke, Yeniköy, Kuruçay
bölgelerinde demir, bakır, kurşun, berit madenlerinin olduğu öğrenilmiştir.
Yapılan aramalarda Sultandağlarının kuzey yönünde önemli maden yataklarının
olduğu sanılmaktadır.
Akşehir tarihi itibariyle çok eski bir yerleşim
birimi olduğundan zengin bir kültüre sahiptir. Selçuklu ve Osmanlı döneminde
medreseleriyle ünlü olup, günümüze intikal eden "TAŞ MEDRESE" halen müze
halindedir.
Bu günkü Halk Kütüphanemizde Osmanlı döneminde
açılmıştır. Batılı anlamda ilk defa İlkokul ve Ortaokul 1873 yılında lise ise
1914 yılında açılmıştır. İlçemizde eğitim ve öğretim yaygın düzeyinin yüksek
oluşu Cumhuriyet döneminde açılan çok miktarda okula bağlıdır.
Ziraat Okulu (1915-1920) Sarayönüne taşınmıştır.
Maltepe Askeri Lisesi (1941-1949), İlk Öğretmen okulu (1955- 1980) Polis okulu
(1980-1988) lise 1914-1923 Orta okul 1873-1914 zaman içersinde kapanan
okullardır.
Bu okullar ve yeni açılanlarla Türk kültürünün
bütün kültürünü taşımak-tadır. Bu köklü kültür sayesinde Akşehir insanı
potansiyel itibariyle en üst seviyeye ulaşmıştır.
Bu kültür içerisinde dünyaca ünlü Nasrettin Hoca
gibi ince ve kıvrak zekaya sahip bir dahi yetişmiştir. Her yıl anısına
ULUSLARARASI 5-10 TEMMUZ Şenlikleri düzenlenir.
Yüzyıllardan beri Padişahların bir dinlenme yeri
olan Akşehir, de bir birinden güzel dinlendirici görmeye değer yerler vardır.
Bunların başında Hıdırlık gelmektedir.
Hıdırlık, Tekke (4 Km.), Atakent (5 Km.), Savaş
Köyü (6 Km.), Engilli (7 Km.), Alanyurt (7 Km.) Akşehir Gölü (9 Km.) Ilıcak Köyü
(10 Km.)
İç Anadolu'nun güneybatısında Sultandağlarının
eteklerinde kurulmuş, doğa güzelliği yönüyle oldukça zengin çevresi ağaçlarla
kaplı, yemyeşil bir kenttir. Doğusunda Ilgın, Konya; batısında Sultandağı,
Afyon; güneyde Yalvaç, Şakikaraağaç; güneydoguda Doğanhisar ile komşudur.
Yazları sıcak ve kuraktır. Sıcaklık, +15° ile
+35° arasındadır. Kışları soğuk ve kar yağışlıdır. Bölgenin yayla olması
nedeniyle bazı yıllar kış mevsiminde ısı biraz artar. Kent ve çevresinin yağış
durumu İç Anadolu bölgesinin ortak karakterlerine pek benzemez. Bölgenin en çok
yağış alan bölgesidir. Yağışlar genellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında
görülür. Yağışlar aralıksız olarak günlerce devam eder. Aynı zamanda bu
mevsimlerde güney batı rüzgarları çok şiddetli eser.
Genellikle Sultandağlarında maki denilen
çalılıklar, karaağaç, çam, meşe, fındık ağaçları bulunur. Dağların eteklerine
inildikçe çeşitli meyve ağaçları vardır. İlçenin çevresinde oldukça sık ağaçlar
bulunur. Son yıllarda erozyon çalışmaları yapılarak boş olunan kısımlarda
çeşitli ağaçlar yetiştirilmeye başlanmıştır.
Halk genelde yeniliğe açık, modern bir düşünce
yapısına sahiptir. Ülkemizin ilk belediye örgütlerinden biri Akşehir'de
kurulmuştur. Akşehir'in amblemi Eşeğe binmiş Nasrettin hoca ile onun türbesidir.
Kaymakamlık: Akşehir 1868 yılında ilçe olmuş
kaymakamlık yönetimi kurulmuştur İlk kaymakamı Ahmet Hulusi Bey'dir. Akşehir'de
bir ilçenin bulunması gereken bütün kurum ve kuruluşları vardır.
Kaynak:
http://trwikipedia.org